Basketbol Süper Ligi’nin 2016-2017 Sezon Değerlendirmesi

Zevkli bir lig oldu geçtiğimiz yıl, fakat normal sezondaki çekişmeyi bence playofflarda göremedik.

Öncelikle normal sezona baktığımızda, kadro ve teknik ekip kalitesiyle aslında beklenildiği gibi Fenerbahçe lider olarak karşımıza çıktı. Beklemediğim durum ise sadece 2 mağlubiyetle ligi bitirmeleriydi ve o mağlubiyetlerinde Muratbey Uşak ve Tofaş karşısında olmasıydı. Yani Fenerbahçe tabiri caizse büyük maçları hiç kaybetmedi. Bunda en büyük etkenin de Fenerbahçe’nin yıllar içinde Obradoviç yönetiminde bir sistem takımına dönüşmesine ve Euroleague’de başarılı bir grafik çizmelerine bağlıyorum. Neden Euroleague’e bağlıyorum, çünkü çoğu maçın atmosferi ve çekişmesi yüksek olduğu için Fenerbahçe o tarz maçlara alışkın bir takım hüviyeti kazandı bu da lig maçlarına yansıdı özellikle atmosferi yüksek ve aralarında rekabetin üst seviyede olduğu takımlara karşı. Bu da normal sezonu rahat bir şekilde lider bitirmelerini sağladı.

Gelelim Beşiktaş’a Ufuk Sarıca takımın en önemli ismiydi tartışmasız, onun gelişi Beşiktaş’a yıllar sonra takım olgusunu verdi desek yanlış olmaz. Playoff hedefiyle yola çıkan takım çoğunlukla tempo ve kaos basketbolunun güzel örnekleriyle 24 galibiyet elde etti, bu yeni kurulan bir takım için büyük bir başarıydı ve özellikle son hafta Anadolu Efes’i bir sayıyla mağlup ederek ikinci sırayı kazandılar ki belki de playoff finaline giden yolu onlara açan en büyük etken bu maçtı. Anadolu Efes maçındaki pes etmeyiş ve azim bizlere Beşiktaş’ın ne kadar doğru bir yola girdiğini gösterdi. Eksik taraf ise kadro kalitesinin yetersiz kalmasıydı, Beşiktaş’ın özellikle oyun kurucu pozisyonunda verimsiz bir yıl geçirdiğini söylesek yanılmış olmayız.

Sezonda beklentilerin en fazla altında kalan iki takımdan birisiydi Anadolu Efes. Sezon başı gayet iyi oynayan tempo yapan bir takımken yine de bir yerde patlayacak saatli bomba gibilerdi nitekim bunun sonucunda da Euroleague’de Final Four’un kapısından dönülen Olympiakos serisi sonrası tepetaklak gerileyen bir Efes seyrettik. Ardı ardına gelen kötü sonuçlarla birlikte zaten zayıf olan takım olgusunu iyice kaybettiğini gördük Anadolu Efes’in. Bu çöküşteki en büyük pay beni şahsen de hayal kırıklığına uğratan Perasoviç ile birlikte Heurtel ve Granger ikilisine aitti ki sezon sonu Heurtel ile yolların ayrılması da bunun göstergesiydi.
Darüşşafaka Doğuş ise sezonu karlı kapatan takımlardan bir diğeriydi. Öncelikle David Blatt’i başa getirmekle büyük bir işe imza attıklarını düşünüyorum ve Euroleague gibi önemli bir sahnede başarılı bir sezon geçirdiklerini de göz ardı edemeyiz. Ligde ise hak ettikleri yeri aldıklarını söyleyebiliriz. Özellikle sezonun son dönemindeki galibiyet serileri takım birbirine ısındıkça ne denli etkili olabileceklerini gösterdi. Normal sezonda ise Daçka’nın eksiği sezonun ilk yarısında büyük maçlar diyebileceğimiz karşılaşmalarda genellikle mağlup olmalarıydı, fakat bunu da sezonun ikinci yarısında toparladılar ve direk rakiplerinden sadece Fenerbahçe ve Banvit’e kaybettiler. Saha içine bakacak olursak Bradley Wanamaker ön plana çıkan lider oyuncularıydı ve gayet başarılıydı. Sıkıntı ise genellikle pota altında yaşandı, Zizic’in gelmesiyle bir nebze sorun çözüldü gibi görünse de tam olarak istikrar gelmedi, buna zaman zaman dış atıcıların formsuzluğu da eklendiğinde zorlandılar. Ancak genel olarak iyi bir sezon geçirdiler desek yanlış olmaz.

5. sırayı alan Banvit’te yine Darüşşafaka Doğuş gibi sezonun başarılı takımlarından oldu ve ligi beklenen yerlerde bitirdiler. Bunun yanında FIBA Şampiyonlar Ligi’nde de finale kadar yürüdüler. Koç Filipovski elinden geleni yaptı ve genel olarak Jordan Theodore’nin ellerine takımı teslim etti. Jordan Theodore’a ise en güçlü desteği Gediminas Orelik ve Gasper Vidmar verdiler. Genel olarak dengeli bir sezon geçirdiklerini söyleyebiliriz. Eksik kalan kısımlar ise rotasyon darlığının getirdiği durumdan ötürü baş karakterler kenardayken önemli maçlarda skorda kopmalar yaşadılar. Yani ikinci beşlerinden daha yüksek verim alabilseler daha zorlu bir Banvit izleyebilirdik.

Galatasaray ise Anadolu Efes ile birlikte sezonun beklentilerin en fazla altında kalan iki takımından biri. Aslında bakıldığında sezonu bitirdikleri nokta ne kadar normal görünse de özellikle kaybedilen 12 maç dikkatten kaçacak düzeyde değil. Bu maçların birçoğu da playoff potasındaki rakiplerine karşı kaybedildi ve aslında sezonun özeti bu diyebiliriz. Bir de Ergin Ataman’ın basketbol dışı olaylardan kaynaklandığını düşündüğüm formsuzluğu ve oyun kurucu eksikliği de üst üste gelince Galatasaray kağıt üstünde tam olarak öyle görünmese de kabus gibi bir sezonu geride bıraktı.

Gaziantep Basketbol elindeki kadronun hakkını veren takımlardan oldu. 0-5 başladıkları sezonda playoff yapmayı başardılar. En büyük pay sahibi ise Marcus Denmon’du. Tabii ki koç Dedas’ın hakkını da teslim etmek gerekir. Ligin misyonlu takımlarından birisi olan Gaziantep bu yıl ki misyonunu da layıkıyla yerine getirdi diyebiliriz.

Yılın aslında bir nebze beklenen sürprizi ise Tofaş’tı. Son anda bana göre şaibeli, kurallara göre ise nizami olan bir maç ile Karşıyaka’yı playoff dışında bıraktılar. Bu bana göre güzel geçen bir sezona gölge düşürse de yine de yeni bir takımın bunca kuvvetli takım arasında playoff yapması takdire şayandı. Orhun Ene ile devam ederler ise de gelecek sezon daha dişli bir Tofaş izleyebiliriz.

Kıl payı playoff’u kaçıran Pınar Karşıyaka’nın hikayesinin bir kısmından Tofaş’ı anlatırken bahsettik, malum maç işte. Geri kalan kısmı ise bence iki bölümden oluşuyor bir koç Nenad Markoviç’in yetersizliği iki Türk oyuncuların rotasyonda veremediği katkılar, tabii burada Muhammed Baygül’ü ayrı tutuyorum. Markoviç ligi tanıyan bir hoca olmasına rağmen hala kendisine ve oyununa bir şeyler katabilmiş değil bence, gelecek süreçte de kendisinden beklentilerim düşük. Bu nedenle Karşıyaka sezonu başarısız geçiren bir takım olarak karşımıza çıkıyor.

Düşen takımlar haricinde kalan İstanbul Belediye, Yeşil Giresun Belediye, Trabzon Medical Park, Demir İnşaat Büyükçekmece ve Muratbey Uşak Sportif’ten en başarılı bulduğum özellikle sezonun ilk yarısı içinde Yeşil Giresun Belediye’ydi, özellikle Okben’in gidişi onlara büyük yara verdi. Sezonun ikinci yarısında sadece 3 galibiyet alabildiler. Hayal kırıklığı yaratan takım ise Muratbey Uşak Sportif’ten başkası değildi. Düşmekten son anda kurtuldular. Koç Ozan Bulkaz’ın belki de taktiksel anlamda en kötü yılıydı. Bir de takımın sezon başında önemli oyuncularını üst düzey takımlara göndermesiyle güç kaybetmeleri bu sıkıntılı yıla sebep oldu diyebiliriz. Diğer takımlar ise beklentilere paralel seyir gösterdiler, ellerindeki kadroyu efektif kullanarak ligi bitirebilecekleri en iyi pozisyonda bitirdiler diyebilirim.

Düşen takımlara gelirsek, Best Balıkesir ve Halk Enerji Ted Ankara Kolejliler. Kolejliler zaten sezon başı kurdukları düşük bütçeli kadro ile 1. Lige göz kırpan ilk takım görünümündeydiler ve sürpriz olmadı yalnızca 2 galibiyet alıp düştüler. Amerikalı oyuncular ile takımı taşımayı düşündülerse de olmadı. Best Balıkesir ise kâğıt üzerinde tecrübeli ve kaliteli bir kadro görünümündeydi ancak ligimizdeki oyuncu kalitelerine baktığımızda ise vasatı aşamayacakları aşikardı. Nitekim küme düşmemeye oynayacağı belli olan Balıkesir şansını zorlasa da, elinden geleni yapsa da Kolej’den hariç bir takımın daha düşeceğini varsayarsak potaya giren ne yazık ki onlar oldu. Özellikle sezona 0-9 başlamanın verdiği dezavantajı kapatamadılar.

Genel görünümde ise normal sezonun çekişmeli, zevkli geçtiğini düşünüyorum. Bir tek özellikle ilk 6 takımın diğer takımlarla kalite olarak arasının geçmiş bir iki sezona göre biraz daha açıldığını söylemek isterim, gelecek yıl geri kalan 10 takımın biraz daha kaliteli ve savaşçı olmasıyla daha renkli bir lig izleyebiliriz sanırım.

Buğrahan DOĞANGİL
tblstat.net

27.07.2017 01:11


Copyright © 2002-2017 TBLStat