TakımlarOyuncularSonuçlarPuan DurumuLig Tarihi
Harun Erdenay
Sezonlar
Fenerbahçe 2016-2017
Fenerbahçe 2015-2016
Pınar Karşıyaka 2014-2015
Fenerbahçe Ülker 2013-2014
Galatasaray Medical Park 2012-2013
Beşiktaş Milangaz 2011-2012
Fenerbahçe Ülker 2010-2011
Fenerbahçe Ülker 2009-2010
Efes Pilsen 2008-2009
Fenerbahçe Ülker 2007-2008
Fenerbahçe Ülker 2006-2007
Ülkerspor 2005-2006
Efes Pilsen 2004-2005
Efes Pilsen 2003-2004
Efes Pilsen 2002-2003
Efes Pilsen 2001-2002
Ülkerspor 2000-2001
Tofaş 1999-2000
Tofaş SAS 1998-1999
Ülkerspor 1997-1998
Efes Pilsen 1996-1997
Efes Pilsen 1995-1996
Ülkerspor 1994-1995
Efes Pilsen 1993-1994
Efes Pilsen 1992-1993
Efes Pilsen 1991-1992
Fenerbahçe 1990-1991
Galatasaray 1989-1990
Eczacıbaşı 1988-1989
Eczacıbaşı 1987-1988
Karşıyaka 1986-1987
Galatasaray 1985-1986
Galatasaray 1984-1985
Efes Pilsen 1983-1984
Efes Pilsen 1982-1983
Eczacıbaşı 1981-1982
Eczacıbaşı 1980-1981
Eczacıbaşı 1979-1980
Efes Pilsen 1978-1979
Eczacıbaşı 1977-1978
Eczacıbaşı 1976-1977
Eczacıbaşı 1975-1976
Beşiktaş 1974-1975
Muhafızgücü 1973-1974
İTÜ 1972-1973
İTÜ 1971-1972
İTÜ 1970-1971
İTÜ 1969-1970
Galatasaray 1968-1969
İTÜ 1967-1968
Altınordu 1966-1967

İz Bırakan Oyuncular
Harun Erdenay
Conrad McRae
Petar Naumoski

Alp ULAGAY / Hürriyet / 22.01.2006

BASKETBOLUN 20 YILLIK PEGASUS'U


Türkiye Basketbol Ligi'nin en yaşlı oyuncusu 37 yaşındaki Harun Erdenay, ligdeki 21. sezonunda ilk kez İstanbul dışında oynuyor. Ama Mersin Büyükşehir Belediyespor formasıyla hala skorer kimliğini koruyor. Hatta ligin ilk yarısında Büyük Kolej'e 37, Tekel'e 31 sayı atarak yeteneklerinin körelmediğini gösterdi. Erdenay, Türk basketbolseverlerinin gönlünde havadaki tutulmaz turnikeleriyle yer etti.

Özellikle Ülker formasıyla hem Türkiye'de hem Avrupa'da rakip pota altında yaptığı spektaküler hareketler nedeniyle gazeteci İsmet Badem ona Pegasus lakabını layık gördü. Ayrı bir hayran kitlesi yıllarca salonlara Erdenay'ı seyretmek için geldi. Ama tüm başarılara karşın tevazuundan bir şey kaybetmedi. Şimdi Mersin'de günlerini eşi Gergana ve oğlu Alihan ile geçirirken emeklilik planları yapıyor. Gelecek sezon onu belki Milli Takım menajeri olarak saha kenarında izleyeceğiz.

1960 ve 70'lerde Kemal Erdenay İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) basketbol takımının en önemli oyuncularındandır. Köklü bir İstanbul ailesinin çocuğudur. Babaannesinin ablası Bedrifelek, Sultan II. Abdülhamid'in eşlerindendir. Büyük dayısı Bağdat Valisi Kasım Paşa'dır. Üç ablası Bağdat'ta doğmuştur. Fakat Kemal Erdenay tüm yaşamını İstanbul'da geçirmiştir. Ankara'dan iyi bir teklif alır, çok sevdiği İTÜ'yü bırakarak Şekerspor'a gider.

İşte Harun Erdenay da bu dönemde 27 Mayıs 1968'de Ankara'da doğar. Annesinin kucağında şampiyon İTÜ'nün maçlarına babasını izlemeye gider. Henüz iki yaşında boyu kadar topun peşinde koşturur ama potaya atmaya gücü yetmez. O zaman 2 metre 14 santimlik boyuyla Hüseyin Alp devreye girer. Küçük Harun'u kaldırıp 3 metre yükseklikteki çembere asıverir. Belki de yıllar sonra yapacağı smaçlara hazırlamaktadır onu. Annesi Meral Erdenay benzer sahnelere çok şahit olmuştur: "Kemal, Harun'u yazlıktaki tellere asardı. Biraz heyecanlanırdım tabii."

Dayı ve Baba Teşviki

Evde babasının formasını veya eşofmanını giyer, plastik topu dayısının yaptığı tel çemberden geçirmeye çalışır. Halası Ayten Hanım bu günleri hiç unutmuyor. "Eşofmanın çok büyük gelen kollarını sinirle çekiştirirdi ama topu asla bırakmazdı."

Biraz büyüyünce İTÜ'nün Gümüşsuyu'ndaki basketbol okuluna yazılır. Basketbolun temel hareketlerini 7-8 yaşında öğrenir. Moda İlkokulu'na başlayınca Efes Pilsen'in Kadıköy'deki basketbol okuluna geçer. Ama babasının ısrarıyla 11 yaşında İTÜ'ye geri döner. İstanbul'un Anadolu yakasından idmana yetişmek kolay değildir. "Kadıköy'deki okuldan son dersin bitmesini beklemeden 16.00'ya doğru çıkardım bazen. Koşa koşa vapuru yakalar, Karaköy'e geçip otobüsle idmana yetişirdim."

Yıldız takımda geleceğin yıldızı olacağını göstermektedir. Boşnak antrenörü İbrahim Haliç Yugolavya'nın efsanevi yıldızına gönderme yaparak "Drazen Petrovic gibi olacaksın" der. Meral Erdenay o güne dek oğlunun basketbolcu olacağını hiç düşünmemiştir. "Harun bu kadar iyi mi! Oğlum basketbolcu mu olacak? dedim kendi kendime. O zamana kadar buna çocukça bir heves gözüyle bakmıştım." Ama bu yeteneğine karşın sakatlıklar ve çeşitli sebeplerle hiç milli takımda oynayamaz.

1985'te 17 yaşında artık Zeki Tosun, Necati Güler ve Levent Topsakal gibi isimlerle İTÜ A takımındadır. Antrenörü de babası Kemal Erdenay'dır. 1985-86 sezonunda Türkiye Ligi maçlarında birkaç dakika da olsa görev almaya başlar. Ertesi sezona hızlı başlar. Ligin ilk maçında Şekerspor'a karşı 20 sayı ve 10 ribauntla oynayıp adını tüm basketbol camiasına haykırır. Sarı saçları ve müthiş hızıyla dikkat çekince gazete ve dergilerden röportaj teklifleri de gelir.

Özellikle hızlı hücumda durdurulması zor bir oyuncudur. Topu kendi potasından alıp birkaç saniyede rakip potaya taşır. Çok rahat adam geçmekte ve çok iyi zıplamaktadır. O dönemki takımdaşlarından Recep Şen bunu en iyi bilenlerdendir. "1980'lerde daha çok hücum ağırlıklı bir basketbol oynanıyordu. Harun da hücuma yatkın bir oyuncuydu. 20'sinden sonra idmanlarda onu durdurmak mümkün değildi."

Bu silahları kullanarak Erman Kunter, Hüsnü Çakırgil ve Levent Topsakal gibi skorerlerin arasından sıyrılır ve 1989-90'da Türkiye Ligi sayı kralı olur. Buna karşın pek savunma yapmaması ileride hep eleştiri konusu olacaktır. Ama o yıllarda haftalık idman sayısı da bugünkü kadar değildir. Ağırlık çalışması yoktur.

Bu yeteneğine karşın hırslı, gözü kara bir oyuncu değildir. Babası onu hırslandırmak için uğraşır. "Ankara'ya geldiğinde parktaki gençlerle maç oynardık. Harun, kendini sıkmadan oynarken, ben maçı kaybettiğimiz için çıldırırdım," diye anlatıyor eski basketbolcu dayısı Ömer Yücesoy, "Hatta gençlere maçı adeta vermek için blok yapmaz, şutları kaçırır..."

Bir yandan da iyi kötü öğrenimini sürdürür. "Bugünkü gençler gibi değildik. Lisede tüm derslere girerdik. Hatta bir keresinde karnemde beş zayıf var diye babam kadroya almadı." 1986'da Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü'ne girer. Hazırlık sınıfını geçer sonra kaydını Bilgisayar Programcılığı bölümüne aldırır. Ama giderek yoğunlaşan spor yaşamı yüzünden devam edemez.

Bu arada Milli Takım'da da forma giymeye başlar. 1992'nin sonunda Avrupa Şampiyonası elemelerinde ise yıldızlaşır. Çekoslovakya, Belçika ve Hollanda maçlarında toplam 67 sayı atarak Türkiye'yi 12 yıl aradan sonra Avrupa finallerine götürür.

Paşabahçe'ye transfer olur 1990'da. İlk kez şampiyonluk adayı bir takımın formasını giymektedir. Paşabahçe'de bir Türkiye Kupası kazanır. O yaz Paşabahçe bütçe kısıntısı nedeniyle takımı kapatınca bir anda kulüpsüz kalır. Bir sezon için İTÜ'ye geri döner, para almadan takımı play-off'a taşır. Bir kez daha ligin sayı kralıdır.

NBA Teklifini Kabul Etmedi

1993 yazında Almanya'daki Avrupa Şampiyonası'nda hem İspanyol takımı Barselona'nın hem de NBA takımı Cleveland Cavaliers'ın dikkatini çeker. Cavaliers denemek için onu ABD'ye davet eder. Ama sakatlığını bahane edip teklifi reddeder: "O yıllarda bir Avrupalı oyuncunun NBA'de tutunması çok zordu. En yetenekliler bile kenarda bekliyordu. Bana da 'kendini geliştirene kadar yedek kalırsın' deyince vazgeçtim."

Fenerbahçe'nin o sezon kurduğu güçlü kadroya katılır. Takım şampiyonluğa ulaşamasa da iyi sonuçlar alır. Harun Erdenay için en unutulmazı 15 Aralık 1993'teki Avrupa Koraç Kupası maçıdır. Yunan Panyonyos karşısında 25'i ilk yarıda 19'u ikinci yarıda tam 44 sayı atar. Karşısındaki savunmacılar değişir ama hiçbiri onu durduramaz. Maçtan sonra Panyonyos kaptanı Yanakis bile gelip tebrik eder.

Bu dönemde şöhreti doruğa çıkar. Sokakta herkes yolunu çevirmekte, imza ve fotoğraf istemektedir. Kadın hayranları eve telefon edip rahatsız ederler. "Akşam vakti arayıp tanışmak istediklerini söylüyorlardı." Bunlara pek itibar etmez. Ailesine düşkün evcimen bir gençtir. Eğlenmeye gittiğinde yanında çoğunlukla iki buçuk yaş küçük kızkardeşi Deniz vardır. En büyük merakı köpekleridir. Bir de spor otomobillere meraklıdır. Maserati ve Ferrari gibi lüks arabaları kullanmışlığı vardır.

Ülker iki katı para önererek onu Fenerbahçe'den alır. 1994-95 sezonunda Orhun Ene, Serdar Apaydın ve Haluk Yıldırım ile oluşturduğu dörtlü şutör grubu finalde Fenerbahçe'yi sürklase eder. İlk lig şampiyonluğu kupasını kaldırır.

Avrupa'da da başarıyı hedefleyen Ülker'de farklı bir düzen vardır. Her hafta bir Avrupa ve bir Türkiye maçı, zorlu deplasman yolculukları, uzun kamplar artık Erdenay'ın yaşamının bir parçasıdır. Otellerde ve kampta oda arkadaşı ya Orhun ya Serdar'dır. Bu rutinden çıkmak için sık sık muziplik yaparlar. Yine bir Avrupa dönüşü doğrudan İzmir'e giderler. Sabaha karşı 4.00'te kendilerini yatağa bırakırlar. Orhun Ene uykuyu çok seven Harun Erdenay'a tuzak kurmuştur. "Önce sabah 8.00'de oda temizliği için paldır küldür görevliler geldi. Yarım saat sonra uyandırma servisi tarafından rahatsız edildik. En son 9.00'da kahvaltı servisi gelince uyku muyku kalmadı bizde."

Günün Hareketi

Ülker'de 1998'de ve 2001'de iki lig şampiyonluğu daha kazanır. Bunun yanına bir Türkiye Kupası ve üç Cumhurbaşkanlığı Kupası ekler. Fakat Avrupa Ligi'nde bir türlü istenen başarılar gelmez. Buna karşın Erdenay yabancı rakiplere karşı da skorer oyununu sürdürür. Belki en değerli basketi 9 Ekim 1997'de Barselona'ya atar. "Maçın bitimine beş saniye kala bir sayıyla yenik durumdaydık. Antrenörümüz Çetin Yılmaz 'Harun, topu al ve potaya git' talimatı verdi. Orta çizgiyi geçerken topu fırlattım." Potaya dokuz metre uzaktan attığı şut havada süzülür ve son saniyede maçı 67-66 Ülker'e kazandırır. CNN International spor bülteninde bu basket, günün hareketi (Play of the Day) seçilir. Spor yazarı İsmet Badem de bu yıllarda ona Pegasus lakabını uygun görür. Potaların üzerinde uçan bir oyuncuya yakışan bir isimdir bu.

Bu koşuşturmanın içinde hayatının aşkıyla karşılaşır. 1999'da arkadaşı Kemal Tunçeri onu Bulgar basketbolcu Gergana Baranzova'yla tanıştırır. Bu ilk buluşma Erdenay ve Gergana aşkının doğuşudur. İstanbul'da birlikte yaşamaya başlarlar. Ertesi yıl Baranzova Fransa'nın Reims takımına geçer. Harun Erdenay Ülker'in Avrupa maçlarından sonra bir günlük izinler koparıp Paris üzerinden soluğu sevgilisinin yanında alır. 2003'te bu ayrılığı bitirip evlenmeye karar verirler. Baranzova'nın doğup büyüdüğü Burgaz kentinde düğün yaparlar.

Kariyerinin zirve noktası ise 2001'deki Avrupa Şampiyonası'dır. Ankara ve İstanbul'da Türkiye, tarihinin en önemli başarısını elde edip Avrupa ikinciliğine ulaşır. Harun Erdenay takıma abilik etmenin yanı sıra alışmadığı bir görev üstlenir. Orhun Ene'nin sakatlığı nedeniyle üç maçta oyun kurucu görevini üstlenir ve 34'ünde gümüş madalyayı boynuna takar. "Finalde de iyi oynadık ama Yugoslavya da çok güçlü bir takımdı. Hakemler de sanki ev sahibi onlarmış gibi düdük çalınca yapacak bir şey kalmadı."

37 Yaşında Yine Sayı Kralı

Tüm bu başarıların yorgunluğu üzerine çökmüştür. 2002'deki Dünya Şampiyonası'ndan sonra Milli Takımı bırakır. Ertesi yıl Ülker'den ayrılır. "Artık haftada iki maç temposunu kaldıramayacaktım. Ben de eski takımım İTÜ'ye geçtim." Ücret almadan İTÜ'nün ligde kalmasını sağlar. Antrenör eski takım arkadaşı Recep Şen'dir. Buna karşın 35'inde en sıkı çalışan oyuncudur. "Bu yaşta hala kuvvet idmanı yapıyor. Herhalde idman öncesi ısınma hareketlerini bu kadar bilinçli yapan başka oyuncu yoktur." Geçen sezon 21,4 ortalamayla 37 yaşında bir kez daha sayı kralı unvanını ele geçirir.

Geçen yaz basketbolu bırakmayı düşünürken sürpriz bir teklif alır. Mersin Büyükşehir Belediyesi takımı hem eşini hem Erdenay'ı transfer etmek ister. Önerilen meblağın yüksekliği ve eşinin çok istekli davranması üzerine anlaşır. Ligin ilk yarısında Tekel ve Büyük Kolej maçlarında 30 sayıdan fazla atarak klasını konuşturur. Mersin'in genç antenörü Rebah Sıdalı da onun katkısından çok memnun: "Harun'u bir yıl daha takımda tutmak istiyoruz. İkna etmek için her yolu deneyeceğiz." Erdenay eşi ve 21 aylık oğlu Alihan'la Mersin'de yaşıyor. Her gün oğlunu parkta gezdirmenin zevkini tadıyor. 38 yaşına gelmeden kariyerine bir nokta koymaya niyetli gözüküyor. Aklında antrenörlük değil menajerlik yatıyor. Antrenörlüğü çok yorucu bir uğraş olarak görüyor. "Milli takım menajeri Doğan Hakyemez'le görüştüm. Herhalde önce milli takımda bir görev alarak başlayacağım." Galiba bundan sonra Pegasus'u potaların üzerinde uçarken değil de saha kenarında oyuncuları teskin ederken göreceğiz.

Başarıları

1995, 1998 ve 2001 Türkiye Ligi Şampiyonu
1995, 2001 ve 2002 Cumhurbaşkanlığı Kupası Şampiyonu
1992 ve 2003 Türkiye Kupası Şampiyonu
1990, 1993 ve 2005 Türkiye Ligi sayı kralı
2001 Avrupa ikincisi

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3825194&tarih=2006-01-22


Serkan Taşkın

PEGASUS VEDAYA HAZIRLANIYOR


Türk basketbolunun yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri olan 38'lik delikanlı Harun Erdenay, kariyerine sezon bitiminde son vermeyi kararlaştırdı. Basketbol liginde 20. yılını yaşayan, "parkelerin eskitemediği" ünlü forvet Harun Erdenay, oyunculuk kariyerine noktayı bu sezon sonunda koyacak. 1985 - 86 sezonunda İstanbul Teknik Üniversitesi'nde basketbol ligine merhaba diyen ve 20 yıldan bu yana aralıksız forma giyen Harun, çok sevdiği bu spordan 38 yaşında kopmaya karar verdi. Camiadaki herkesin kişiliği ve yetenekleriyle "mükemmel" olduğu fikrinde birleştiği, "neslinin son örneği" olan yıldız oyuncunun basketbola veda edişiyle bir devir de sona erecek.

20 yıl süresince, kendisine karşı oynayan savunmaları kolayca "delip geçtiği" için laktik asite benzetilerek takılan "laktik" ve yine üstün sıçrama yeteneğiyle "Pegasus" lakaplarıyla da ünlenen Harun, yetiştiği kulüp olan İstanbul Teknik Üniversitesi'nden "hedefsizlik" nedeniyle geçen sezon ayrıldı. İTÜ'nün maddi sıkıntılarını da bir süre bireysel olarak gidermeye çabalayan ancak bu aşamada da yalnız kalan Harun, "Bu sene transferdeki amacım daha renkli bir takımda oynamaktı. Bu yüzden Mersin Büyükşehir Belediyesi'ni seçtim. Eğer İTÜ'de kalsaydım bu sene ben de kurtaramazdım. Her hafta 20 - 25 sayılık farklarla yenilmek, kariyerini noktalamayı düşünen bir oyuncu için hiç de hoş değildi" sözleriyle bu sıkıntısını dile getirdi. Niyetinin basketbola başladığı İTÜ’de bırakmak olduğunu tekrarlayan Harun, “Ancak Serdar, Reha ve Kemal gibi tecrübeli oyuncular takımdan ayrıldı. Genç oyuncularla ben tek başıma kalacaktım. Bu çok kolay bir iş değildi.

Bütün bunları düşünürken Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden ve Pınar Karşıyaka’dan transfer teklifi geldi. Eşimin de Mersin’de oynayacak olması benim Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden gelen teklife sıcak bakmama neden oldu. Ayrıca Mersin’in bir basketbol şehri olduğunu Çukurova zamanından çok iyi biliyordum ve Mersin’de oynamaya karar verdim. 20 yıldır basketbol oynuyorum ve İstanbul’un dışına hiç çıkmadım. Ancak Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin bana yaklaşımı ve çok istekli olmaları benim Anadolu basketbolu için bir şeyler yapmam gerektiğini düşündürdü” diye konuştu.

Hiç Şımarmadım

Sezon başında Türkiye Kupası’nda Tokat’ta karşılaştıkları Ülker maçında tribünlerin kendisine olan sevgisini unutamadığını söyleyen Harun, “Tokat’ta ilk başta bütün tribünler Ülker’i destekliyordu, sonra oynadığımız oyundan dolayı ‘Mersin’ diye bağırmaya başladı. 20 yıllık kariyerim boyunca insanların hem güvenini hem de sevgisini kazandım. Bu güvene ve sevgiye çok büyük saygı duyuyorum” diyor. Basketbol kariyeri boyunca ne yöneticilerle ne de hakemlerle bir problem yaşadığını söyleyen Harun, “Ben yapı olarak çok sakin ve çok zor sinirlenen biriyim. Sahip olduğum basketbol kültürünü edinmemde babamın çok emeği var. Ne kadar başarılı olursam olayım hiç şımarmadım. Sanırım en ince nokta bu. Babam “Sen benim ismimi geçtin” diye espri yapar bazen. “Eskiden Kemal’in oğlu derlerdi şimdi Harun’un babası diyorlar” diye takılır. Bunları espri olarak bile olsa babamdan duymak çok güzel tabii” diye konuşuyor.

Babadan Yediği Tokat

Söz babası Kemal Erdenay’dan açılmışken onunla ilgili bir hatırayı aktaralım hemen; Harun'un İstanbul Teknik Üniversitesi'nde oynadığı ilk yıllarında takımın antrenörlüğünü, Türk basketbolunun efsane isimlerinden biri olan babası Kemal Erdenay yapmaktadır. Düşük tempoda giden ve İTÜ'nün yenik durumda olduğu maçta koç Erdenay mola alır ve oyuncularına sıkı bir fırça atar, "Derdiniz ne, niye doğru dürüst oynamıyorsunuz ?". Harun'un cevabı gecikmez, "Baba, rakip bizi tahrik etmiyor, ondan" der. Bunun üzerine daha da sinirlenen Kemal Erdenay, Harun'a "O zaman ben seni tahrik edeyim bari" der, tokadı patlatıverir ve sorar, "Oldu mu, şimdi tahrik oldun mu ?". Ardından oyuna dönen İTÜ takımı ve özellikle Harun, müthiş bir performans sergileyerek maçı kazanır.

Dünyaya Erken Gelmişim

Harun Erdenay’ın 20 yıllık kariyerinde neredeyse “Keşke” dediği hiç olmamış. Ama yine de, “Keşke diyor 10 yıl geç gelseydim dünyaya…” “Şimdiye kadar istediğim bütün takımlarda oynadım. Aileme ve İstanbul’a çok bağlı bir insan olduğum için Avrupa’da oynamayı hiç istemedim ve bu yüzden de gelen teklifleri kabul etmedim” diyen Harun, “Eğer 1968’de değil de 1978 yılında doğmuş olsaydım, 1998 yılında draft olarak NBA’e giderdim. Aslında NBA’de oynamış olsaydım da çok farklı bir Harun olmazdım. Yine skorer bir oyuncu olurdum. Ancak bizim zamanımızla şimdiki zamanda yetişen oyuncular arasında çok fark var. Eğer şimdi yetişen bir oyuncu olsaydım eminim basketbolum çok daha farklı olurdu” diye konuşuyor. 80’LER BİR BAŞKAŞDI Spor Sergi Sarayı'na adım attığı 80'li yıllarda basketbolun havası ve keyfinin bir ayrı olduğuna değinen Harun, Türk basketbolundaki değişimi, basketbola veda ediş sebebini ve Milli Takım'ın son dönemlerde yaşadığı düşüşü ise şöyle özetliyor: "Basketbol 20 yıl öncesine göre şimdi çok daha profesyonel, Avrupa'yla bütünleşmiş, NBA'e açılmış bir düzeyde. Genç oyuncularımızın hepsi NBA'i hedefliyor. O zamanlar takımların Avrupa başarısı çok zordu. Avrupa Kupası maçlarının çoğunu İstanbul'da 20 - 25 sayılık farklarla kaybederdik. Dış sahada da 40 - 50 olurdu. İsviçre ve Hollanda takımı çıkınca sevinirdik. Takıma iki Amerikalı gelirdi, banko oynardı. Şimdi çok iyi Amerikalılar kenarda genç oyuncuları bekleyebiliyorlar. Ayrıca basketbolda şimdi çok daha iyi para kazanılıyor ama rekabet de buna göre daha fazla. İkinci Lig'de bile kaliteli oyuncular var. Ama her şeye rağmen eskiden basketbol daha değişik bir tat veriyordu. Spor Sergi Sarayı'nda maç yapmanın keyfi hiçbir şeyde yoktu."

Artık Bırakma Zamanı

Basketbolu bundan 5 yıl önce bırakmayı kafasına koyduğunu ancak bu fikrinden vazgeçtiğini söyleyen Harun, “Askerlik problemim nedeni ile ben 2000 yılında basketbolu bırakmaya karar vermiştim. O zaman daha fazla erteleyemiyordum ve gitmem gerekiyordu. Ben de “Basketbolu bırakıp askere gideceğim” dedim. Ama çok sevdiğim ağabeyim Resul Yolcu "Sen basketbolu bırakamazsın” diyerek beni bu fikrimden vazgeçirdi ve bedelli askerlik şansım olduğu için basketbol oynamaya devam ettim. Şu anda 38 yaşındayım ve kendimi fizik olarak iyi hissediyorum. Bundan daha önemlisi de basketbolu hala çok severek oynuyorum. Ama şu bir gerçek ki eğer İTÜ’ye transfer olmasaydım ve Ülkerspor’da oynamaya devam etseydim şimdiye kadar kesin olarak basketbolu bırakmış olurdum. Çünkü o tempoda basketbol oynamak beni çok zorluyordu. Şimdiki düşüncemse bu sezonun sonunda Mersin’de bu işe nokta koymak. Artık oyunculuk misyonumu tamamladım. Mersin Büyükşehir Belediyesi'ni de, Anadolu'da da bir takımda oynama arzumu ve isteğimi yerine getirmek için seçtim. Bıraktıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'ne menajer olup, kaynak bulup, o takımı canlandırmaya, eski günlerine döndürmeye çalışacağım" dedi.

Operasyon Şart

Milli Takım’ın büyük bir operasyon geçirmesi gerektiğini söyleyen Harun, “Milli Takım'ın başarısızlığı konusunda eski basketbolcu ağabeyimiz Mehmet Baturalp'in çok doğru bir tespiti var. ‘Bir yarayı kesmezsen kangrene dönüşür diye’. Ben de buna katılıyorum. Bence Milli Takım’da sorunlu kişilerin ayıklanması gerekiyor. Oyuncuların hepsi severek isteyerek geldiklerini söylüyorlar. Ama aralarında bir anlaşmazlık olmasa böyle olmaz. Oturup, konuşup çözülemediğine de göre birtakım oyuncuları kesmek lazım. Ama kim olur, hangisi olur bunu bilemem. Bütün egolarımızı bir kenara bıraktık dediler, ama öyle olmadığı görüldü. Bence Milli Takım'ın daha iyi olabilmesi için bir operasyon gerekli. Bence 3 - 4 aylık kamplar faydalı değil. Oyunculara güvenmek, onları biraz rahat bırakmak gerekiyor. Oyuncu aptal değil ki 1,5 - 2 ay yatsın. Tabii ki boş durmayıp kendini hazırlayacaktır. Oyuncularla konuştuğumda onu da gördüm. Kamp dönemi çok ağır geliyor. Kimse 3 ay yatmak istemez. Takım ortamını özler, takımla çalışmayı özler. Hidayet, mayıs ayında ilk ben geldim diyor. Hidayet'i mayısta alıp, eylüle kadar tutarsan o oyuncudan tabii ki hayır gelmez" şeklinde düşüncelerini özetliyor.

http://www.devadam.net/DetaySon_YAZARHABER3.asp?HABERID=90


M.Fatih Kıvrak / İTÜ Gazetesi / Nisan 2005

SEYİRCİ OLSUN, ISINMAYA GEREK DUYMAM


- Öncelikle İTÜ’lülere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

- Sağ olsunlar bizi bütün sene içten desteklediler, daha ne isteyelim ki.

- Peki bu taraftarın maça gelip gelmemesi sizleri nasıl etkiliyor ya da genel anlamda profesyonel bir sporcuyu nasıl etkiler?

- Tam dolarsa gerçekten çok etkili oluyor. Mesela FB, BJK maçlarında rakip takımın taraftarlarını bastırdıkları zaman gerçekten çok mutlu oluyorum. Diğer dediğine gelince, oyuncuya göre değişir. Kimisi vardır hiç etkilenmez, ama benim gibi oyuncular için şöyle söyleyeyim, ben seyirci çok olsun ısınmaya bile gerek duymam, öyle çıksam olur maça.

- Seneye İTÜ?

- Şimdi ağlamıyoruz, ama herkesin bilmesini istediğim şeyler var. Benim eşim Migros Bayan Takımı’nda oynuyor, Şuan bayanlar liginde 7.’ler. Hadi geçtim onları 2. ligdeki çoğu kulübün ekonomik durumu bizden iyi, bizim çocuklar iyi mücadele ediyor. Bu şartlarda yapılanlar başarıdır bence.

- Bir ara Boğaziçi’nde okumuşsunuz sonra yoğun antreman programı yüzünden eğitiminiz yarım kalmış…

- Ben aslında İTÜ’ye girmek istiyordum ama puan yetmedi. Ama İTÜ’ye girsem mezun olurdum herhalde. Ee tanıdık bir ortam, profesörleri falan tanıyorsunuz.

- İnsanlar sizi Ülker’li Harun diye biliyor Efes’li Harun olabilir miydi?

- Efes hep bana soğuk geldi. Rus takımı gibidir onlar, espri olmaz. Ne bileyim gülmezler pek. Bir de Ülker’de Orhun vardı, Paşabahçe’den tanırım onu. O yüzden Ülker daha cazip geldi, oraya gittim ama ilk Efes’e gitseydim de hep orada oynardım.

- Kariyerinizde oynamak istediniz bir takım var mı?

- Jordan’lı Şikago’da oynamak isterdim.

- İstemeyen basketçi yoktur heralde. Peki unutamadığınız maçlar?

- Çok var. Çok sayı attığım Efes serisi var. 37 sayı attığım FB’nin Avrupa maçı, 49 sayılık Ülker-Kolej maçı, 40 sayı attığım Real Madrid maçı var.

- Potalarda mikrofon vardı. Ben TV’den izliyordum. Her sayıda potadan tak diye bir ses geliyordu. Biz de evde çoşuyorduk.

- O maç ilginçti. O sene ben her maçta çok sayı atıyordum, hatta Stojakoviç’in ardından sayı krallığında 2. olmuştum. Madrid koçu “bırakın Harun atsın, gerisi atmasın” demiş, ben de hep boşum, bakıyorum kimse yok, attım 40 sayı, yendik. Adam pişman olmuştur heralde.

- ‘Harun saçını geriye tara’ tezahüratı size neyi hatırlatıyor…

- (Gülüyor) Karşıyaka seyircisi sever beni. Ne bileyim o zaman saçım vardı, ama yine de derlerdi.

http://www.gazete.itu.edu.tr/nisan/23sporsoylesi.pdf














Copyright © 2002-2017 TBLStat